25 Eylül 2018 Salı

Gelip geçenlerin uğradığı,
Kuşların yakınında dereye,
(Üşenmezlerse) Su içmeye geldiği,
Uğrak bir ayrılık eviydi.(yeriydi)
Sınır iki gönül arasına,
Bir tel örgü geçirilmiş,
Fakat hala aynıydı oralarda.
Unutulmaz, asırlık o gürgen ağacı,
Tam ortasına yerleşmişti ayrılığın,
Öyle ki cukda oturmuş,
O ayrı yüreğin tam ortasına.
Öyle bir saplanmış ki,
Sanki asırlık dinozorları eskiten,
Deli tufan bile,
Yapraklarından bir kaçını,
Alabilmiş.
Uğrak yerdi,
Gelip geçeni, ayrılanlar.
Gök iki tarafta mavi,
Ama ortada ki sınır,
Gökyüzünü bile sınırlamıştı.
Herkesin isteksiz geldiği bir yer,
Eski birliktelik şarkıları,
Çağırılıyor her iki taraftan.
İkisinde de aynı ıslık sesleri,
Moda mod, sanki o sınır yok.
Bir tutku tütsü yakılmış gibi,
Kokuyor sevgilerim yol kenarlarında.
Son buluşmaların ot ezikleri,
Bir onlar şahit o son sözlere,
Bir onlar şehit ayrılık yeline.
Kırmızı bir ömür çizilmiş,
Geçişin olduğu kırmızı kapıya,
Nakışlarına ayrılık işlenmiş.
Ve nefes alışında orda bulunmanın,
Hoşnutsuzluğunu hırıldıyor.
İleride teller eskimiş,
Nede olsa yüzü tutmuyor ayrılığı uzatmaya,
Dayanamamış,
Ayrılığın paslandıran gurbetine,
Yenilenme korkusu olmasa,
Öylece koyuverecek kendini,
Sevgili yarların birleşmesine.
Fındık ağacının tomurcukları,
Hafif çiziklerle sevgiliye,
Uzanmış.
Eli silahlı zabite inat,
Hoş bir gülümsemeyle.
Toprak iki taraflı kollarını açmış,
İnan her an sessiz beklemekte.
Ümit ise bir kuşun ağzında,
Bir o tarafta, bir bu tarafta
Olur ya bir gün bir cik sesi işitilir,
Aynı toprağın sınırla ayrılan iki yakasında.
O zaman kapıverir kolları ümidin,
Kaybolan bin yılların hasretiyle,
Kucaklayıverir eskisi gibi sevgiliyi.
O zaman bakarsın zabitler,
Yeşeren dallara, açan güllere,
Kanıp atıverirler silahları.
Bir bakarsın sevgili,
Mutluluğu dolduruverir koyunlarına.

Gelip geçenlerin uğrak yeriydi,
Son aranma noktasıydı.
Sürgülü kapı üzerlerini arıyor,
Aman yanlış hisler geçmesin,
Haber ulaşmasın diye zoraki yanıyor.
Kabahati kızartıyor yüzünü,
Nakışları inciniyor.
Ve sürgü; tütsü kokulu yarların,
Birini o yanda, birini bu yanda,
Ölesiye ayırıyor.

İhtiras

Bir basamakta durmuş,
İki ayrı rüzgarın
Kapışmasını seyrediyorum.
Ne kadar insancıl.
Ve hınç dolu, kin dolu,
İhtiras var eşiğinde,
ikisi de bencil.
Öç var,
Üstün gelme kavgasında.
Tozlar var havada.
Hiç bir şeyden habersiz,
Öylece karşıdakiyle çarpışıyor.
Bir karpuz kabuğu bile,
Hiç sebepsiz,
Aynı ihtirasla yüklü.
Ağacın yaprakları,
Payına düşeni alıyor.
Ağaç ise çaresiz,
Şimdi nasıl sevinsin,
Baharın geldiğine,
Nasıl yanacak, o kadar emeğine.
Derin bir nefes bırakıyor,
Biri diğerine,
Ve suçsuz olan binlerce zerre daha katılıyor,
İhtirasla aynı hava akımına.
Neye kımıldadı,
Hangi sebebe koşuyor belirsiz,
İkisi de aynı.
Ve aynı ihtiras,
Aynı hınç,
Binlerce tozu asker.
Ve daha binlerce ağacı,
Yapraksız bırakıyor.

Kırk iki ömür var,
Senden ayrı 41'ini yaşadım.
Son ömrümsün benim.
Ey sevgili yar.

Nerden bileyim

Ağlamakla, bulutları yarıştırır mıyım?
Çıkılan o son yokuşun,
Sonu uçurum muş, nerden bileyim.

İçilen suların, anlamsız,
İçinde hiç iyi kalmadığını,
Aklının o son hecesi,
Ayrılıkmış, nerden bileyim.

Kurtardın tüm gülleri,
Amansız dikenlerinden.
Hayallerin kıvrandığı,
O çukuru kapattım.
Tam ayaklarımı bastığım yer,
Ecelimmiş,  nerden bileyim.

Kirli kalpleri,
Bir güz rüzgarına,
Ardısıra, yağmuruna
Sırılsıklam bıraktım.
Acıları kıvrandırıp,
Ateşten gömleği çıkardığım anda,
Kaybolup bir mektuba kalacağımı,
Nerden bileyim.

Uzun yaz günlerinin,
Beklenmedik dolusu.
Ey ulu rüzgarların,
Kapıp da götürdüğü.
Ey dağların dayanamayıp yıkıldığı,
Sevmişim, nerden bileyim.


Kımılda dedim,
Yıllardır uyuyan o karaltıya,
Niye suskun,
Niye karanlık.

Sen ve be her şeyi sahipsiz bıraktık.

Bir fısıltıydı son duyduğum.
Sen ve Ben
Öylece son yalnızlığımız.
Bir rüzgar süpürdü.
Saflarımızda ki son hayallerimizi
İki kapı açıldı.
Birinden sen, diğerinden ben,
Öylece ayrıldık.
Yanan son ateşin,
Alevi arkamızdan,
Rüzgarın yardımıyla
Son sıcaklığını çarpıyor.
Masada ki son kadehler,
Üzerinde son öpücükler,
Öylece karşılıklı duruyor.
Hiç birbirinin olamamazcasına,
Mahsun duruşları,
Kalanların son artıkları.
Artık görmüyoruz,
Ne sen beni, ne ben seni,
Tam ortada kalmış
Her şeyimiz,öylece sahipsiz.
Güneş yalnızlığı kavursun bugün,
Çığlığı kulaklarıma gelsin.
Ben onu çok dinledim.
Ama son çığlıklarını yine dinlerim
Kor olmasın kül olsun.
Sonsuzluğa gömsün.
İsterse beni de alsın.
Yeter ki yarınlara kalmasın.

Yalnızlık(iyi bir dinleyici)

İnan korktuğun kadar yalnız kalmayacağım.
Kapılarım yalnızlığa ardına kadar açık.
Çıplak değil  anılarım,
Bu gün için hepsini bir bir giydiriyorum.
Sen gittiğinden beri,
Aklımın almadıklarına hesap veriyorum.
Anlayacağın hiç yalnız değilim.
Çünkü şimdi yeni bir dostum oldu.

Bırak yalvarayım gözlerine,
Ağlamak olsun, tüm yaşananlara,
Aklım kilitlenmiş.
Ve tüm pencereleri üzerime kapatılmış.
Satılmış yalnızlığın tutsağıyım.
Kıyılmış bir canın  akan kanlarıyım.
Yerde günlerce önceden kurumuş,
Sebep önemsiz fakat sorun büyük,
Bırak arındırayım kendimi,
Bırak yalvarayım gözlerine.

Tüm pislikleri üzerimde,
Yalancılıklarımın tek sorumlusuyum.
Üstü kapanmış, içi çürümüş,
Bir yol paspası.
Anlamsız bir görev yüklenmiş, omuzlarımda.
Kaldıramam kaygısı kemirmekte.
Yıllanmış bir şarabı arzuluyor,
Bedenim.
Her şeyimi ortaya koyuyor,
Bırak yaslanayım omuzuna,
Bırak yalvarayım gözlerine.

Umut bulutlarına binmeye,
Sıramı almışım, her şeyim tamam.
Gelmesin istiyorum,
Pisliklerim.
Her şeyi bir bir döküp gitmeliyim.
Çırpınışlarım sade olmalı,
Gözlerim ilk baştaki gibi olmalı,
Olağan üstü  görkeme bulanmış
Her şeyimle muhteşem olmalı,
Unuttuğum bir yalan kalmamalı.
Bırak ağıtlarımı yakayım gönlüne,
Bırak yalvarayım gözlerine.

İniltiler yüreğime sarmış ellerini,
Çırpınışım kendime, yalnızca bana.
His var bende, aşk bar bende
Sorgu yok ama sorgulanacağım.
Sebep yok ama sorun büyük
Bırak sönmüş ateşimin korlarını göstereyim,
Bırak yalvarayım gözlerine.

İhanetler eskitmiş suratımı.
Gözlerim eskisine göre çok ihtiyatsız,
Aynı noktada.
Kırılgan olmuşum, kırmışım,
Her  parçayı etrafıma serpmişim.
Boylu boyunca sermişim her şeyimi,
Bırak kapatayım tüm hesaplarımı,
Bırak yalvarayım gözlerine.

Kaldırımlar kaldırmıyor,
Bu gece yükü.
Eski bir inanışın,
Hesabını vermek böylesi zormuş.
İnançlarıma bir kalem çekmek,
Simsiyah bir hayatı,
Beyaza boyamak.
Bırak inandırayım saflığıma,
Bırak yalvarayım gözlerine.

Yeter

Mahsun mu kaldı, umudun.
Geçit vermez dağların kıskacında.
Bir  parça özgürlük iste
Yeter...
Kilit mi var,gözlerinde.
Bu deli dolu aşık,
Yüzbinleri  feda eder bir tek sözüne.

İnan Seninleyim

Işığını gördüm gözlerinde,
Tutsağı olmuş hayaller,
Her zerrenden aksediyor.

Benim de yüreğime düştü,
Aynı kıvılcımdan.
Yavaş yavaş eziliyorum.

Hayalleri, düşleri aklıma getirdin.
Gördüm, aşkın en ince ayrıntılarını.
Yalan bir amaç,
Hepsi bundan ibaret.
Olur umudu, inan ki bende de var.
Oysa ki hiç bir şey istemiyorum senden.
Sadece yüzün gülsün yeter.
İstediğini yap ama ne olur beni üzme.
Aklım almıyor,bu kadar niye zorluyorsun.
Ömür boyu sürecek bir acı kazıyorsun.
İnan bana, beni hiç anlamıyorsun.

Gece gündüz hep onlarla ol demiyorum.
Yat kalk onları düşünde demiyorum.
Sadece benim sahip olduklarımı,
Yalanda olsa sahiplen istiyorum.

Ailem

Aklım almadı bu mucizeyi,
Rivayet edilenden çok daha güzelmiş bu sevgi.
Dileğim hayat boyu mutluluk sana,
Artık bu dünyada hiç sıkıntı duyma.

Bilinen en güzel sevgiyi iki kat tattım.
En güzel anı oldunuz,  tüm ömrümün.
Rabbım güzelliklerini ihsan eyle her anıma,
Ay gibi temiz, nur gibi parlak,
Tamam eyle tüm hayatını mutlulukla.

Nur-i-şen olsun her an evimiz.
Engin olsun hep saadetimiz.
Arda ile süslü her yanımız.
Berat-ı-mız her iki cihanda olsun.

Vicdanım ve Ben

.Çok hiddetli şekilde çalıyor kapım.
Gelen vicdanım, kapıyı açan ben.
Hayat her anıyla ne kadar acı.
Gördüklerimizden ne kadar çok ders çıkar.
Düşündükçe ve yazdıkça neler anlatılır.
Sızlıyor öyle, sızlatıyor her yanımı.
Eyyy. Geç gelen vicdanım.

Yalan Her yanı sarmış,
Suçsuz insanlar hep yalnız.
Acı çeken tüm çocuklar,
Ekmek arayan tüm yoksullar,
Birer Birer geçiyor gözümün  önünden.

Ne kadar çok ağlayan var,
Bir o kadar da şükretmeyen haline.
Hayatın her anında görülecek
Apaçık acılar bırakıyor bize.

Neler var yaptığımız,
Yanlışlarla dolu tüm hayatlarımız.
Geri dönüş yapmak çok kolay,
İsteyen yok.
Söylenen farklı, yapılan farklı.

Hayatın oyununda benciliz biz.
Ne kadar? Çok basit.
Biraz huzur vermek dünyaya,
Menfaatlerden uzak temiz kalmaya,
Ama hayat deyip sığınıyoruz.
Kendi kandırıklığımıza,

Evet. Kapıyı çalan vicdanım.
Ama içeri almayan benim.
Yine eskisi gibi oluyorum.
Uzakta değil, hep yarın başlarım.
İşim var, bir ara ararım.
Hep orda, gider bir gün alırım.
Ama ne zaman olur, bilmiyorum.


Yine eyvahlar, yine karanlıklar,
Yarın  bizden ne çalacak acaba.
Birikimlerimiz ne kadar?
Ve ne kadarı geleceğin teminatı.

Bir mum ışığı gibi cılız,
Onun kadar aciz bir aydınlık,
Ani bir rüzgarda sönüverecek kadar
Bir  o kadar  da titrek bağlantıların.

Yeni bir hayat, yeni bir başlangıç,
Hep sözlerim yazılıyor yeni sayfalara.
Karalandıkça satırlar, geldikçe yarınlar
Bakıyorum gidilecek yol azalmış,
Elimde kalansa pişmanlıklarım.

Sonu var biliyorum,
Hazır değilim onu da biliyorum,
Yapmam gerekeni de biliyorum,
Ama bu hantal vücudumu
Bir türlü yerinden kaldıramıyorum.
Kökler şimdi daha derine uzanıyor,
Salamıyor eskisi gibi rüzgarlara,
Kendinin, özgür  dalların
Yarın  daha güçlü olmalı,
Ellerindekini verimli kullanmalı,
Ertesi güne dünden daha güçlü olmalıyım diyor.
Sisli bir karanlıkta mutluluk aramak,
Yalanlarla dolu bir mezarlıkta
Ölülere sarılmak,
İşte gerçek olmayana aldanmak,
Adına aşk koyup mutlu sanmak.

Yolunu kaybetmiş yolcuların durağı,
Sinsi kalleşliklerin tuzağı,
Aklın uçup gittiği,
Şeytanın kollarını tuttuğu,
Her şeyi güzel sanıp adına aşk koymak.

Geçen her gün ceza, gelen her gün umut.
Eskilere ağıtlar yakıp, gelecekten bir umut.
Beklemek, beklemek hep doğru yoldayım sanıp.
Aslında korkunç sona var biraz vakit.
İkimizinde inanmadığı muammada
Sonumuz ikimize de kayıp.